Hadis-i ÅŸerifte; "Bir kimse ölünce ameli kesilir, amel defteri kapanır. Yalnız ÅŸu üç kimsenin amel defteri kapanmaz: Sadaka-i câriyesi, ilmi bir eseri, kendisine arkasından duâ eden hayırlı bir evladı olan." buyurulmuÅŸtur.
Resulullahın, birer "sadaka-i câriye" olan, yâni devamlı sevap getiren vakıf sahiplerinin amel defterlerinin kapanmayıp, daima sevaplar yazılacağını, hayır sahibi Müslümanların mezarlarında kemikleri çürümüÅŸ olsa bile, vakıflarından istifade edildiÄŸi müddetçe bu sevaptan hissedar olacaklarını haber vermesi üzerine; Osmanlı zenginleri, fakirlerin karınlarını doyuracakları aÅŸhâneler, talebelerin barınacakları yurtlar, medreseler, hatta yolcuların istirahat edebilecekleri kervansaraylar inÅŸa'' ettirerek, bunları millet hayrına vakfetmiÅŸlerdir.
Evliya Çelebi, Belgrad''dan BaÄŸdat''a gitmek üzere yola çıkan fakir bir kimsenin, yeme-içme dahil beÅŸ kuruÅŸ harcamadan, huzur içinde yolculuk yapabildiÄŸini yazmaktadır. İşte gerçek seyahat hürriyeti budur.
Seyahat hürriyeti olup, adamın cebinde gezecek parası yoksa, bu nasıl seyahat etsin? Vakıf kervansarayların kapıları akÅŸama kadar açık durur, ortalık karardıktan sonra kapılar kapanır, vakıf sahibinin vazifelendirdiÄŸi kapıcılar, kapının arkasında yatarlardı. Gece bir yolcu geldiÄŸinde, kapıları açıp yolcuyu içeri alırlar; vakıftan, hayvan sahibinin hayvanına yem, kendilerine de yemek çıkarırlardı. Gece içeri gireni bir daha dışarı bırakmazlardı. Sabah olduÄŸu zaman duâlarla kapılar açılır, yolcular hazırlanırdı.
Bu sırada kervansarayın misâfirleri arasında dolaÅŸan bir görevli bağırırdı: "Ey, Ümmet-i Muhammed! Maldan, candan, elbiseden eksiÄŸi olan var mı?" Bu soruya, kervansarayda misafir olan yolcular; "Hiçbir eksiÄŸimiz yoktur. Her ÅŸeyimiz tamamdır. Allah vakıf sahibinin hayrını kabul etsin. Hayatta ise kendisine selâmet, vefât etmiÅŸse rahmet eylesin" derlerse, kapılar açılır, o zaman görevliler; "Öyleyse, Allah, giden ümmet-i Muhammed''e selametler, kalanlara ise rahatlar versin." Derlerdi.